Diğer yazıları Metehan Demir (193 Posts)


5 gündür kıyamet kopuyor. Çünkü Türk gemisine yönelik uluslararası hukuku hiçe sayarak 16 saat süren taciz benzeri baskın ve arama gerçekten kabul edilecek gibi değil.

Türkiye’den Libya’ya giden Türk ticari gemisinin Avrupa Birliği’ne bağlı Yunanlı bir komutanın sevk ve idaresindeki bir Alman gemisi tarafından ‘Libya’ya giden gemileri kontrol görevi’ adı altında durdurulması yaşanan en büyük uluslararası skandallardan biri.

En hafif tabiriyle bir uluslararası korsanlık, doğrudan kasıtlı Türkiye yönelik bir taciz, askeri operasyondan öte Libya’da isyancı Hafter’e moral vermeyi amaçlayan ve yine içi boş bir istihbarat bahane edilerek gerçekleştirilmiş siyasi bir operasyon.

HAYDUTLUK

Malumunuz uluslararası kara sularda bir ülkenin bayrağını taşıyan ticari gemiler, insan kaçakçılığı, nükleer silah, yasadışı telsiz yayını ve kayıtdışı silah taşıma haricinde o bayrağını taşıdığı ülkenin iznini almadan asla doğrudan aranamaz.

Bu, bağlı ülke ile koordineli ve izinli olarak belli süre ve kıstaslarının ardından gerçekleştirilebilir.

Ancak Roseline-A isimli Türk ticaret gemisi maalesef Alman savaş gemisindeki askerler tarafından doğrudan baskına uğramıştır.

Tabi bu istihbaratın daha doğrusu bu iftiranın kim tarafından verilerek bu harekatın başlatıldığı veya hangi amaçları taşıdığını zaman ortaya çıkacaktır.

Yunanlı bir komutanın sevk ve idaresinde fırkateynlerin gemimize yönelmesi de şüpheleri giderek arttırmaktadır. Gemide kesinlikle silah olduğu bilgisiyle güverteye çıkan bu barbar askerlere ve onların komutanlarına hukuku bilmedikleri yönünde bir ithamda bile bulunmuyoruz. Çünkü inanın bizden çok daha iyi biliyorlar. Oyun çok derin.

TUZAK VARDI

Düşünsenize eğer gemide silah çıksaydı bugün Türkiye uluslararası alanda Libya’ya gizlice silah gönderen ülke durumuna düşecekti. Birileri de bu hayalle bu baskını yaptırttı. Ama boyunun ölçüsünü aldı. Bu saatten sonra bu baskını yapan başta Almanya olmak üzere ilgili ülkeler Yunanistan ve İtalya uluslararası teamüle göre düşmanca hareket olarak kabul edilen baskın için resmen özür dilemelidir.

Bu durum Türkiye’ye şu an itibari ile bir misilleme hakkını da vermiştir. Bu açıdan dün Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu‘nun yaptığı açıklamalarda önemli bir mesaj vardır. O da, Türkiye’nin cevabını sahada vereceği mesajıdır.

Bundan böyle Türkiye artık bu bölgede (Bingazi 160 mil kuzey bölgesi) Avrupa Birliği üyesi ülkelere ait ticari gemilere uluslarası kara sularda misilleme hakkı itibari ile müdahale etme hakkını saklı tutmaktadır.

BÜYÜK HAZIRLIK

Ayrıca Libya rotasında gidecek tüm ticari gemilerin civarında da Türk savaş gemilerinin olası benzer olaylara karşı güvenlik devriyesi görevlerine başlaması da sürpriz olmamalıdır. Bu konuda ilk hazırlık emri verildiği haberleri geliyor.

Milli Savunma Bakanlığının verdiği bilgilere göre tam 16 saat süren baskın sürecinde yaşanan detaylara bakıldığında olayın ne kadar yasadışı olduğu da görülmektedir.

Bazı istihbarat uzmanlarına göre de bu baskında gizli ve geleceğe yönelik kirli oyunların ön adımları da bulunabilir.

Savunma Bakanlığının detayları aşağıda. Dikkatlice bakıldığında oyunun ne büyük olduğunu hep birlikte görüyoruz. Gerçeklerle sizi başbaşa bırakıyoruz. Sağlıklı günler…

MSB AÇIKLAMASININ SATIR BAŞLARI

⁃ Türkiye izin vermediğini bildirdikten 16 dakika sonra askerler gemiye çıktı. 
⁃ Türkiye’den izin verilmediği bildirildikten hemen sonra gemi terk edildi diyen Almanların bunda da yalan söylediği ispatlandı. Saat 18.00’da Türk gemisine çıkan askeri timin tam 15 saat 30 dakika gemide kaldığı ve ertesi gün sabah 09.30’da ayrıldığı tespit edildi. 
⁃ Türk bayraklı ROSELİNE-A isimli ticari geminin 22 Kasım 2020 tarihinde açık denizde durdurularak aranması olayı ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir.
⁃ 2292 No’lu BM Güvenlik Konseyi kararında Libya Milli Mutabakat Hükümeti ile istişare ve izin zorunlu kılınmış olmasına rağmen, IRINI Harekatı; Milli Mutabakat Hükümeti ile istişare edilmeden ve izinsiz olarak AB tarafından 2020 yılında Akdeniz’de başlatılmıştır.
⁃ Harekatın merkezi Roma/Italya’dadır. Halihazırda, harekat merkezinin Komutanı İtalyan, yardımcısı Fransız olup, denizdeki unsurların komutanı ise Yunanlıdır. Denizdeki harekat unsurları Yunan, İtalyan, Alman firkateynlerinden oluşmaktadır.
⁃ ROSELİNE-A isimli ticari gemimiz, 22 Kasım 2020 tarihinde, açık denizde saat 1230’da telsizden IRINI Harekatı unsurlarından olan Alman HAMBURG Fırkateyni tarafından sorgulanmıştır.
⁃ Bilahare, IRINI Harekat Merkezi tarafından gemide arama yapmak için izin istenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından gemide arama izni verilmediği saat 17:44’de IRINI Harekat Merkezine bildirilmiştir.
⁃ Bayrak devleti ve gemi kaptanının rızası olmamasına rağmen, Alman fırkateyninin silahlı ve teçhizatlı arama timi, helikopter ile saat 1800’de cebren gemiye çıkmıştır. Arama timi tarafından gemide detaylı arama gerçekleştirilmiş, 23 Kasım sabahı saat 0930’da arama timi helikopter ile gemiden ayrılmıştır.
⁃ Yaklaşık 16 saat süren arama faaliyeti esnasında, ROSELİNE-A gemisinin mürettebatı bir yere toplanmış, personele suçlu muamelesi yapılmıştır.
⁃ Arama, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin izin vermediğini ısrarla ileterek durumu protesto etmesi ve yapılan aramalarda herhangi bir şüpheli duruma rastlanmaması (geminin yükü un, yağ, bisküvi, et, kozmetik, sağlık v.b. tüketim malzemeleri ve inşaat malzemeleridir) nedeniyle sonlandırılmıştır.
⁃ İlaveten , bu tarz gayri hukuki bir uygulamanın müttefik bir donanma tarafından yapılması ise ayrıca düşündürücüdür. Yapılan bu yanlış uygulamada denizdeki gemilere komuta eden operasyon komutanının, yanlı ve duygusal davrandığı açıktır.
⁃ Bu konudaki her türlü hakkımız mahfuzdur.
⁃ Geçtiğimiz Haziran ayındaki Courbet hadisesinde olduğu gibi, bu olayı müteakip yapılan açıklamalar da tam gerçeği yansıtmamaktadır. Açıklamalarda yine gerçekler örtbas edilmeye ve çarpıtılmaya çalışılmaktadır.
⁃ IRINI Harekâtı bugüne kadarki sonuçları itibariyle açık denizlerin serbestisi ilkesini ihlal eden ve Hafter Güçlerine verilmekte olan desteği görmezden gelen, meşruiyeti tartışmalı bir faaliyettir. Türkiye, Libya’daki krizin askeri yöntemlerle değil, siyasi diyalog yoluyla çözülebileceğini başından beri savunmaktadır. Türkiye, BM tarafından tanınan meşru Milli Mutabakat Hükümetinin daveti üzerine sağladığı eğitim, yardım ve danışmanlık desteği ile ülkenin daha fazla çatışmaya sürüklenmesini engelleyerek, Birleşmiş Milletler öncülüğündeki siyasi sürecin önünü açmıştır. Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Libyalı kardeşlerinin yanında olmaya devam edecektir.

YAZININ ORİJİNAL METNİNE ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ…