Ceyhun BozkurtDiğer yazıları Ceyhun Bozkurt (118 Posts)


Başucu kitapları vardır. Her okumanızda farklı tatlar aldığınız, bilgilendiğiniz kitaplardır. Ben bazı filmleri de öyle görürüm. Efsane filmler… Benim için bu filmlerden biri Mel Gibson’un başrolünü oynadığı Braveheart (Cesur Yürek) filmidir. O filmi her fırsatta yeniden yeniden izlerim. Bir sahnesi vardır. Mel Gibson’un canlandırdığı William Wallace, İskoç soyluların topladığı ancak İngilizlerle savaşmak yerine kaçmayı düşünen “askerlere” bir konuşma yapar: “Kaçarsanız biraz daha yaşayabilirsiniz. Ve bundan yıllar sonra yatağınızda ölümü beklerken o yaşadığınız günleri bugünle değiştirmeyi hayal edeceksiniz.”

Wallace bu cümleleri yüreğiyle söylemiş ve ölüme meydan okumuştu. Diyebilirsiniz ki, “o film sahnesi, kurgu olmadığı ne malum?” Eyvallah olabilir, ama böyle bile olsa o cümlenin doğru bir anlam içerdiği gerçeğini değiştirmez.

Belki de hayatın özeti bu cümlelerde saklıdır.

William Wallace, tarihi bir karakter. İngilizlere karşı İskoç bağımsızlığının bayraktarı olmuştur. Yüreğiyle hareket etmiştir. Tarihte Wallace gibi çok sayıda karakter bulabiliriz.

Örneğin, kitaplardan çok filmler sayesinde ismini öğrendiklerimizden biri Spartacus. Roma’da köleci sisteme isyan eden ve sonrasında özgürlük ateşi yakanların Spartakist olarak anılmasına vesile olan Gladyatör…

Hem Wallace hem Spartacus yürekleriyle hareket ettikleri için dönemlerinden yüzlerce, binlerce yıl sonra bile olumlu anılıyorlar.

Bizde de yok mu o kahramanlardan, elbette var.

Örneğin Fatih Sultan Mehmet, “Ya İstanbul beni alacak ya ben onu” derken sizce bu sözü aklıyla mı yoksa yüreğiyle mi söylüyordu? Yüreğiyle karar verdi, aklıyla da kararını zaferle taçlandırdı. Bu sayede de İstanbul’u fethederek çağ kapatıp çağ açtı.

Mustafa Kemal Atatürk, İngilizlerle anlaşıp başa geçebilecekken, Anadolu’ya çıkıp o çetin mücadeleyi verme kararını aklıyla mı aldı sizce? Başlı başına savaş tarihine geçecek harbi aklıyla yürüttü elbette. Ancak başlangıç noktası, yüreğinin verdiği “Vatan” kararıydı.

Yakın tarihimizden örnek vereyim.

Ömer Halisdemir… Özel Kuvvetler karargahındaki o son yürüyüşünü hatırlıyor musunuz? Son derece sakin bir şekilde şehadete doğru yürümesini… O’na verilen emrin ucunda şehadet olduğunu biliyordu. “Hakkını helal et” diyen Komutanı Zekai Aksakallı’ya “Helal olsun Komutanım” derken, aldığı emrin son emir olduğunu biliyordu. Ama yüreğiyle karar verdi. Koridordaki o yürüyüş, Halisdemir’in yüreğinin milletini son selamlamasıydı. Bayraklaştı…

Fethi Sekin… Trafik polisi. Teröristlerle silahlı mücadele konusunda eğitimi yok. Saklanabilir, hayatını kurtarabilirdi. Yapmadı. Silahını çıkardı ve o teröristlerle tek başına vuruştu. O silahını çıkarıp vuruşma kararı, aklın alabileceği bir karar olabilir miydi? Asla… O da bayraklaştı.

Yıllarca FETÖ’ye, PKK’ya karşı mücadele edip, belli dönemlerde bedel ödetilenleri düşünün. O bilinen veya isimsiz kahramanlar geri adım atmadıkları ve yürekleriyle mücadele yürüttükleri için bugün Türkiye başta bu ikisi olmak üzere tüm terör örgütlerine kan kusturur bir politika yürütüyor.

Örnekleri çoğaltabiliriz. Bu saydıklarım gösteriyor ki, kararlarını cesur yürekleriyle alanlar bayraklaşabilir.

Peki yeni yılın ilk yazısında bunları neden hatırlattım?

Öyle bir döneme giriyoruz ki, yüreklerle alınacak kararların, akıllıca uygulanması gereken bir dönem bu.

10 Kasım 1938, saat 09.06’dan itibaren başlayan Türkiye’nin bağımlılık sürecine belki de en önemli darbeleri indirebileceğimiz bir dönem bu.

Emperyalistlerin, Türk milletinin bileklerine bağladığı prangaları çözmek için yüreğe ihtiyaç olunan bir dönem bu…

Türkiye’nin savunmasının Mavi Vatanımızdan, Kuzey Afrika’dan, Balkanlardan, Kafkaslardan, Misak-ı Milli sınırlarımızdan başladığı bir dönem…

Yüreğimizle karar alıp, aklı, bilimi rehber edinip mücadelemizi verirsek, ekonomik ve siyasal anlamda Türk devletini yeniden hak ettiği yere çıkarabileceğimiz bir dönem bu.

Cesur olursak, zafer anıtları dikeceğimiz bir dönem…

Sizin kararınız ne olacak? Görece huzuru ve önünüze konanı mı seçeceksiniz, yoksa Kuvayi Milliye ateşini yeniden göklere yükseltecek “vatan delilerinden” mi olacaksınız?

Asla ve asla unutmayın: Korkaklar zafer anıtı dikemez.