Ceyhun BozkurtDiğer yazıları Ceyhun Bozkurt (126 Posts)


Suriye’de “IŞİD’e karşı mücadele” adı altında faaliyet yürüyen ABD öncülüğündeki Birleşik Ortak Görev Gücü-Doğal Kararlılık Harekâtı (CJTFOIR), PKK/YPG terör örgütünün maske örgütü Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) verdiği eğitimin görüntülerini izlediniz mi? Görüntülerde teröristlere verilen özel komando eğitiminin görüntüleri yer alıyordu.

ABD, açık açık teröristleri, Türkiye’ye karşı eğitmeye devam ediyor. Hani mutabakat yapmıştık? Hani ABD terör örgütüne karşı mücadelemizde yanımızda yer alacaktı? Aşama aşama Türkiye hedefine doğru ilerleyecekti? Hiçbiri olmadı. Şunu kafamıza yerleştirelim, olmayacak da. ABD hiçbir zaman bizim yanımızda yer almayacak. 

Hatırlayalım.

Türk-Amerikan askeri heyetleri arasında 3 gün süren görüşmeler sonrasında 7 Ağustos’ta kamuoyuna açıklanan mutabakatın üzerinden bugün (11 Eylül) itibariyle 37 gün geçti. Bu 37 günde mutabakat çerçevesinde atılan adımları şu başlıklar altında sıralayabiliriz:

– Akçakale’de Müşterek Harekat Merkezi kuruldu.

– İHA ile devriye icra edildi.

– 3 defa helikopterlerle havadan devriye icra edildi.

– Son olarak 8 Eylül Pazar günü, Türk ve Amerikan askerleri zırhlı araçlarla karadan devriye icra etti.

Sonuç: Sıfıra sıfır elde var sıfır. Aynen Münbiç gibi bir tablo ile karşı karşıyayız. Hatta daha sıkıntılı. Neden mi?

Hatta Münbiç mutabakatının yapıldığı dönemin şartlarını hatırlayın;

– Türkiye, Zeytin Dalı Harekatı’nı gerçekleştirmiş,

– Çatışmasızlık bölgelerinde sorun yok denecek kadar az,

– Türkiye’nin eli güçlü,

– Teröre karşı ilerlemeye kararlı,

– İçeride seçim gerilimi haricinde sıkıntı yok gibi…

Sonrasında;

– ABD’nin, Rahip Brunson’un tutuklu olmasını gerekçe göstererek başlattığı ekonomik yıpratma operasyonu etkili oldu. Buna, ekonomimizin çok ciddi anlamda dışa bağımlı olması da katkı yaptı.

– ABD, Münbiç mutabakatı ile Türkiye’yi bölgede durdurdu.

– Batı/NATO, Türkiye’de iç siyasete oynamaya başladı. İktidarı iç dengelerini kullanarak zayıflatmaya, muhalefeti de “Erdoğan karşıtlığı” üzerinden yönlendirmeye çalıştı. Bir nebze de başarılı oldu. (Yeni siyasi oluşumun ve CHP içinde Ünal Çeviköz gibi isimlerin Batı, NATO ilişkileri, Suriye’nin kuzeyi, Yeniden Çözüm Süreci, S-400 meselesi gibi konulardaki değerlendirmelerine bakmak bunun için yeterli.)

Son olarak ABD ile varılan mutabakat son hamle oldu. ABD, Türkiye’yi, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni durdurdu. Peki ne yapılması gerekiyor?

***

Eski Genelkurmay İç Güvenlik Dairesi Şube Müdürü emekli Kurmay Albay Ünal Atabay, Türkiye’nin oyalanmak yerine; örgütün güvenli bölgedeki idari-siyasi yapısının etkisiz hale getirilmesini ve örgütün varlığının ortadan kaldırılmasını, hedef olarak önüne koyması gerektiğinin altını çizmekte. Suriye coğrafyasının Türkiye ve Kuzey Irak coğrafyasından farklılık arz ettiğini, bu tür bir harekâtın yapılması bakımından son derece uygun koşulları içerdiğini belirten Ünal Atabay, “Şüphesiz böyle bir harekât, diğer bölgeler üzerinde de etkinliğini ve sonuç alıcı karakterini gösterecektir” tespitini yapıyor.

Atabay, terör örgütünün ‘teslim alınması’ gerekliliğine de işaret ederek, şu tespitleri yaptı:

“Güvenli bölgeden YPG/PKK terör örgütünün çekilmesini beklemek ve istemek, örgütün varlığını sürdürmesini zımnen de olsa kabulü anlamına gelebilecektir. Çözüm sürecinde de yapılan hatalardan birisi de bu yöndeydi, yani ‘silahlarınızı gömünüz, silahlarınızı bırakınız, yurt dışına çıkınız ve geri çekiliniz’ gibi söylemlerle zımni kabul ortamına evrilmişti. Bu ifadeler söylenirken o dönemde hiç kimse çıkıp da, ‘silahlarınızı teslim ediniz’ dememişti. Oysa ki Türkiye’ye bir hukuk devleti olarak düşen, ‘silahlarınızla birlikte geliniz ve teslim olunuz’ demek olmalıydı.

Aynı şekilde, şimdilerde ki söylemlere baktığımızda da, ‘terör örgütünün Suriye sınır hattından geri çekilmesi, güvenli bölgenin boşaltılması, tahliyesi’ gibi söylemlerin ön plana çıktığını görmekteyiz. Bunun yerine, görüşmelerin ilk başlarında olduğu şekilde, yani ABD’lilere söylendiği ve istendiği gibi, ‘silahların toplanması, Türkiye kökenli teröristlerin güvenlik güçlerine teslim olmaları, aksi ise etkisizleştirilecekleri’ gibi söylemler öne çıkarılmalı ve uygulama da böyle olmalıdır.”

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Araştırma Merkezi Başkanı da olan Atabay, bölgeye yerleştirilmesi planlanan Suriyeliler konusunda da önemli bir öneri yapmakta. O da şu: “Türkiye’nin şu günlerde telafuz ettiği şekilde; güvenli bölgeye sakinlerinin dışında yerleşim yerleri oluşturulması ya da yerleştirilmeleri durumunda, nihayetinde Suriye’de sukûnet sağlandıktan sonra da, uzun vadede mal-mülk mücadelesi paylaşımı yönünden, ikinci safha bir çatışma ortamı yaratabilir. Bu çatışma, Türkiye başta olmak üzere bölgenin ikinci bir 5-10 yılını heba edebilir. Bu nedenle, güvenli bölgeye yerleştirilmek istenilen sığınmacılardan sadece o bölgenin insanı, yani orada malı ve mülkü olanlarla sınırlı olmalıdır. Aksi durumda olabilecek uygulama, yeni bir demografik düzenleme demektir. Bu durum, az önce de vurgulandığı şekilde, ileride mal-mülk mübadelesi ve mücadelesi gibi sonuçları doğuracağından, bölgede yeni bir çatışmanın fitilini ateşlemek anlamına gelecektir.”

Olası ikinci safha çatışma ortamının, Türkiye’nin güneyinde istikrarsızlığın ve güvenlik sorununun daha uzun bir süreye yayılması manasına geleceği konusunda uyarı önemli. Atabay’ın “Eğer Türkiye güvenli bölgedeki önceliğini, YPG-PKK terör örgütünün varlığını ortadan kaldırılmasına verdiği takdirde, bölgede zaten kendiliğinden sığınmacıların dönüş koşulları oluşturulmuş olacaktır” cümlesi de olayın özeti niteliğinde. Çünkü gerek Fırat Kalkanı gerekse Zeytin Dalı harekatları neticesinde, bölge teröristlerden arındırıldıktan sonra, yüzbinlerce Suriyeli evlerine dönüş yapmıştı. Yani Türkiye bu bölgelere huzur getirmiş, insanların evlerine dönmesinin önünü açmıştı.

Özetle, Hükümet iç cepheyi tahkim ederek, ABD’ye rağmen bir an önce harekata başlamalı. Yoksa, ABD’nin “terör örgütünü meşrulaştırma, önce Suriye’yi sonra Türkiye ve bölge ülkelerini parçalama planı” önemli bir aşama kaydetmiş olacak.