Mustafa AdıyamanDiğer yazıları Mustafa Adıyaman (23 Posts)


Anadolu’da covit-19 mevzusu çok enteresan…

Örneğin ilçede çok insan maske kullanırken köyde neredeyse hiç kimse kullanmıyor. Ayrı gayrı da oturamıyorsun çünkü imkânsız denesen de alay konusu olursun öyle böyle derken mesafe vesaire yalan olur…

Malum emek esaslı bir iş gücü var toprakta o mesafeyi koruman maske kullanman dezenfekte kullanman neredeyse imkânsız.  Eee malum hastalık her yerde artıyor köy kasaba tarla bahçe de dinlemiyor yaş baş hikâye tuttu mu ya bırakıyor ya götürüyor ki örnekleri de arttı…

Bir bakıyorsun yanı başındaki mevzu bahis hastalığa yakalanmış kendi ile beraber yakınındaki herkese de bulaştırmış… Kimi ayakta kimi yatakta kimi yoğun bakımda atlatıyor bu hastalığı bazen de hızlı biçimde ölüm…

Basından vesaire değil şehrimden biliyorum bunları…  Biliyorum ki bu virüs her yerde… Hem de yanı başımda… Ama bir türlü önlem alamıyorum. Deniyorum deniyorum olmuyor… Öyle yoğun ve koşturmalı bir üretim süreci yaşıyoruz ki ne maske, ne mesafe, ne de önlemler hiçbiri layıkıyla essahından olmuyor…

Ara ara çevremde ikaz unsuru olsam da  sık sık bu sürece dair hatırlatmalar yapsam hepsi kocaman bir sabun köpüğü…

Essahından burjuva yaşayacaksın, ya da elit, iş verenler gibi. Kendini ve aileni korumaya alacaksın, ama onu da yapamam. Terimizin ortak olmadığıyla aşımız ortak olmaz.  Bana para kazandıran artı emek kıymette üretime dahil olduğumuz canlarla kader birliğimiz yürüdüğümüz yoldaki gönüldaşlığımız, özünde samimiyet taşır. Hani hepimiz bu melanet hastalığın farkında hep bir dikkat içinde olsak da olması gereken kıymette olmuyor hiçbiri…

Biliyorum kınayıp kızıp eleştirecek dostlar ama bir türlü adam gibi takamadım şu maskeyi ki gün içi dezenfekten durumları da aynı… Geçen mevzular iyice ayyuka çıktığında ben de hastalandım.

 Öyle kötü oldum ki evet “hoş geldin Cavit” dedim.  Ezbere bildiğim bütün belirtiler var.  Eklem ağrı sızı, mide bulantısı, kaslardaki sızlama, titreme, terleme, halsizlik, uyku durumu…

Dedim; galiba öleceğim çok acı çekmesem… Evet gittim uzandım 4 saat ben iptal… Telefonları bile duymamışım… Erik hasatına başlayacağız… Kaç zamandır bu hasatı bekliyorum ve sezon mükemmel ki tarihinde ilk kez böyle güzel… Ürünler de müthiş. Ama çok kötüyüm yataktan çıkamıyorum… Dedim sabah da sürerse doktora gitmeliyim. Devlete gitsem eğler yapmazlar testi özelde yaptırıp hemen sonuca ulaşıp   tedaviye başlamalıyım. Ama o süreç aman Allah’ım çok zor ve meşakkatli… Ulen bez mez bozar bizi altımıza ede ede öleceğiz yahu… Ulen bu son bize reva mı… Hele o nefes alamama… Durmadan kendimi dinliyorum… Neler neler… Her şey geceye bağlı… Ama çok kötüyüm.

Soğuk algınlığı vesaire evde olan her ilacı uygun dozda aldım… Vitamin ilaçları bolca alındı, pencere kapı açık uyuma mevzusuna son verildi… Ama adım gibi biliyorum Cavit ağa geldi kondu ciğere… Ulen bütün belirtiler fazlasıyla var… Öyle bir şartlandırmışım ki kendimi, bez ve solunum cihazı durumunu bir türlü aklımdan atamıyorum. Ölüm bile gölgede bunların yanında…

Aklıma geçmişim geliyor ulen  ne vardı daha cesur daha  gözükara yaşasaydım  arkamı dönüp kendime kaçıp kurtuldum zannettiklerimi… Ulen diyorum; ne vardı sanki  işte gidiyoruz artık neyin telaşıydı bu yahu; iş güç arazi şu bu… Gidiyorum artık ardımda koca bir kavga bırakacağım o senin bu benim şu onun….  Ulen hayallerimizi çok ötelemenin bedeli bez ve solunum cihazı işte… Annem geliyor aklıma keşke benden önce gitseydi aklım kalmazdı onda… Şimdi perişan olur kadıncağız… Ya kardeşim bensiz ortada kalır savunmasız çaresiz…